eski turkiye - Aspendos (Belkıs)

 

Aspendos (Belkıs)

Aspendos (Belkıs)

Antalya - Alanya karayolunun 44. km.sinden kuzeye dönen yolun 2. km.sinde yer alan Aspendos, sadece Anadolu'nun değil tüm Akdeniz dünyasının en iyi koruna gelmiş Roma Dönemi tiyatrosuna sahip olmasıyla ünlüdür. Şehir, bölgenin en büyük nehirlerinden Köprüçay (Antik Eurymedon) yakınlarındaki

tepe düzlüğünde kurulmuştur. İ.Ö. 5. yy.da basılmış sikkelerinde adı Estvediys olarak geçer. Anadolu kökenli bu ad, şehrin çok eski dönemlerde yerleşim gördüğünün kanıtıdır. Akdeniz ile ulaşımını ve gelişmesini yakınındaki nehre ve dolayısıyla çevresindeki bereketli topraklara borçlu olan Aspendos'ta bugün çoğunlukla tiyatro ve suyolları ziyaret edilir. Şehre ait diğer yapıların kalıntıları ise tiyatronun yaslandığı tepenin düzlüğünde yer alır ki, son yıllarda düzenlenen patika ile ulaşım sağlanabilmiştir.
 
Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image 

Aspendos Tiyatrosu, gerek mimari özellikleri gerekse iyi koruna gelmişliği ile Roma Devri tiyatrolarının günümüzdeki en seçkin temsilcilerinden biridir. Tanrılara ve devrin imparatorlarına adanan yapı, Roma tiyatro mimarisinin ve yapım tekniğinin son çizgilerini sergiler. Her ne kadar oturma sıralarının (auditorium) alt bölümünün şehrin kurulduğu tepenin doğu yamacına yaslanması daha eski mimari gelenekleri yansıtsa da, üst bölümün kemerler üzerinde serbest yükselmesi, sahne binası ile auditorium arasındaki mimari uyum, yarım daire planlı auditorium yan girişler (parados) üstünün kapalı olması ve yan duvarların auditoriuma paralel konumda bulunması salt Roma tiyatro mimari özellikleridir. Altlı üstlü iki bölümden oluşan oturma sıraları diazoma adlı yatay geçişle birbirinden ayrılır. Tüm auditorium altta 21, üstte 20 olmak üzere toplam 41 oturma sırasına sahiptir.

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image 

Yan ana girişlerin (parados) üzerinde, şehir seçkinlerinin oturduğu localar yer alır. Auditoriumun en üst sırası 58 sütun ve kemerden oluşan bir galeri ile çevrelenmiştir. Devrinin en görkemli yapılarından biri olan Aspendos Tiyatrosu 7–8 bin kişi alabilmekteydi. İmparator Marcus Aurelius devrinde (İ.S. 161–180) yazıtlardan Curtius Crispinus ve Curtius Auspicatus adlı şehrin zengini iki kardeş tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Üst galerilerdeki, girişteki ve sahne binasındaki onarım izlerinden Selçuklular devrinde de onarıldığı anlaşılan tiyatro günümüzde de kullanılır haldedir. Ulu Önder Atatürk'ün 1930 yılında ziyaret edip "onarılıp yeniden kullanılması" için direktifler verdiği Aspendos Tiyatrosu, Kültür ve Turizm Bakanlığımız organizatörlüğünde, kendi adıyla anılan "Opera ve Bale Festivali"ne her yılın yaz aylarında ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun yanında şehrin ziyaret edilebilir en önemli kalıntıları suyollarıdır. Aspendos suyolu sistemi antik suyollarının günümüze dek koruna gelmiş en iyi örneklerinden biridir. Genel görünümü yaklaşık 1 km. uzunluğundaki kuzey-güney konumlu kemerli köprünün her iki ucundaki su basınç kuleleri oluşturur. Kuleler, bulundukları aks üzerinde kuzeyde 5, güneyde 50 derece sapma gösterirler.

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image 

Tiyatronun yaslandığı, yer yer sur duvarları ile çevrili tepenin üzerinde ise şehir merkezinin yapıları olan agora, bazilika, anıtsal çeşme, meclis binası ile Antalya Müzesi'nce yürütülen kazılarla gün ışığına çıkarılan anıtsal tak, cadde ve Hellenistik tapınak, görülmesi gerekli kalıntılardır. Böylesine ufak ölçekte bir kentin tüm Akdeniz dünyasının en geçerli parasını basmasını ve anıtsal yapılarla donanmasını, tabiidir ki ekonomisindeki rahatlığa borçludur. Şehir ekonomisini ayakta tutan en önemli ihraç ürünü yakınlarındaki, bugün kurutularak pamuk tarımında kullanılan Kapria Gölünden elde edilen tuzdur. Diğer ihraç ürünleri ile beraber ulaşıma elverişli nehir vasıtasıyla diğer Akdeniz pazarlarına gönderilen tuz, şehrin en büyük kaynağıdır. Ayrıca bağcılık ve buna bağlı olarak şarapçılık, zeytin, zeytinyağı ile diğer tahıl ürünleri ve yaş meyve şehrin tarıma dayalı önemli ihraç ürünleriydi.

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image

Image 

Tarihçiler Aspendos'ta yetiştirilen atların tüm Yakındoğu ve Akdeniz dünyasının en aranır atları olduğunu yazarlar. Ayrıca kilim ve benzeri tekstil ürünleri ile limon ağacından yapılmış çok özel mobilyaların başta Roma olmak üzere diğer Akdeniz merkezlerinin de en aranılır hediyelik eşyası oldukları kaydedilmektedir. Şehir tarihinin en renkli siması; çıplak ayak, uzun saç ve kirli giysileriyle şehirde dolaştığı ve Pythogoras felsefesinin temsilciliğini yaptığı söylenen Filozof Diodoros'tur. Aspendos, Bizans ve Selçuk dönemlerinde varlığını sürdüren şehirlerden biridir. Ünlü tiyatroda Selçuklu dönemi onarım izlerini özellikle dış cephe ortasındaki anıtsal kapı eklentisinde ve cephesindeki koyu kırmızı zigzag desenli sıva kaplamada görmek mümkündür. Selçuklu sultanlarının konakladıkları, kervansaray olarak düzenlendiği düşünülen sahne binasının günümüze dek sağlam kalabilmesinin en önemli nedeninin de bu Selçuklu onarım ve korumacılığına bağlanır.

Side'ye 38 km mesafede 2. Yüzyılda inşa edilen Aspendos Tiyatrosu 17.000 kişilik olup, günümüzde ayakta kalmış ve en iyi korunmuş anfi tiyatrodur. Yörede yaşayan Xenon adlı bir gencin yarattığı mükemmel akustiğin sırrı hala çözünlenememiştir. 13. yüzyılda Selçuklar yapıyı kervansaray olarak kullanmış ve tipik Selçuklu mimarisi tarzında bir kemerle yapının kuzey tarafını sağlamlaştırmışlardır.

Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image 


Antalya-Alanya karayolunda Serik'i geçtikten sonra kuzeye dönülerek 4 km.'lik Aspendos yoluna girilir. Geçmisi I.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. I.S. II.yüzyılda yapılan Aspendos tiyatrosu Selçuklu'lar devrinde kervansaray olarak kullanılmıs ve zaman zaman onarılmıstır. Sahnesi ile birliktegünümüze degin en iyi sekilde korunabilmis nadir tiyatrolardandır. Günümüzde çesitli konser, şenlik, festival ve yaglı güreşlerde kullanılmaktadir. Aspendos'da diğer
yapıların yanı sıra Agora, Bazilika, Nymphaeum ve 15 km. uzunlugunda kemerli su yolları görülmeğe değer yapılardır

Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image
Image 
 
 
   

Hazır burada Anadolu'nun yerel halklarından Luvi'lerden bahsedilmişken ben de kentin adının kökenine inebilirim. M.Ö. 5 ve 4. yy. paraları üzerinde kentin adı ESTVEDIA olarak geciyor. Bu kent adı, Adana yakınlarında Karatepe (höyük) 'de bulunmuş olan ve M.Ö. 8. yy.'ın sonuna tarihlenen Hitit hiyeroglif yazıtlarında ASITAWADIA ya da ASITAWADA olarak bahsedilen kralın adından alınmıştır.

Dünyada ilk kanalizasyon sistemi Tarsus’ta uygulanmıştır.Tarsus'un kuruluşu, M.Ö. 8000 yılları Yeni Taş Çağına dayanır. Tarsus'un adını Kent Tanrısı Sandon'dan (Balal Tarz) olduğu bilinmektedir.Mitolojiye göre, Antik Çağlarda ,Tarsus Çayı'na, Kilikya’nın yerli halkı Cydnas adını vermiştir. Cydnos mitolojide nehir Tanrısına verilen isimdir.
Tarsus'un Gözlükule Höyüğünde 1934-1939 yıllarında Hetty Goldman tarafından yapılan kazılar yörede ilk yerleşimin Neolitik dönemde başladığını ve Orta Tunç Çağa kadar kesintisiz sürdüğünü ortaya çıkarmıştır.Tarihte bir liman kenti olan Tarsus, Berdan Çayı (Antik Çağda Kydnos) ile sulanan verimli bir ova üzerinde kurulmuştu. Tarsus Çayı o zamanlar kentin içinden geçmekte ve sularını Rhegma Lagünü’ne boşaltmaktaydı. (Bugünkü Aynaz Bataklığı)
Günümüzde 10 km. kadar uzakta olan Akdeniz’in Tarsus’la bağlantısı, lagününün kanalları ile sağlanıyordu.
Mısır Kraliçesi Kleopatra, Romalı Marcus Antonius’la buluşmak üzere gemisiyle bu lagünden girerek (geçerek) Tarsus’a kadar gelebilmiş ve o zamanın limanı olan Gözlükule'de büyük bir törenle karşılanmışlar ve deniz kapısından şehre girmişlerdi.Kidnos adiyla taninan bugünkü Tarsus Nehri’nin dogrudan denize döküldügü dönemlerde ,gemiler sehrin içine kadar giriyorlardi.
 
Image
Image
 
 
Her zaman sığ bir görünümde olan lagünün en doğru çizimi ise Piri Reis’in haritasında görülmektedir.
Alacahöyük' te şehir surları kalıntıları, tapınak kalıntıları, anıtsal kapılar,taş bloklardan yapılmış evler, su kanallarının kalıntılarını görürüz.Milattan önceki devirlerde son derece düzenli bir şehir kurmuş olmaları , bu şehirde su ve kanalizasyon sisteminin olması dikkat çeker.Daha sonraki Anadolu uygarlıklarının hepsinde kanalizasyona önem verilmiştir.Hellenistik ve Roma dönemlerine ait bütün antik kentlerde kanalizasyon sistemleri geliştirilerek uygulanmıştır.
Antik Çağ'da  mimarların kanalizasyon sistemini tam olarak oturtamamaları yüzünden İzmir'in, kış ayları boyunca sular altında kaldığı bilinmektedir.Efes'te evlere kadar giren su dağıtım ve kanalizasyon sistemi vardır.Şehrin sularının kesilmesi durumunda bu su yollarından geçen kaynak sularının devreye girdiği anlaşılmaktadır.Hierapolis'te kentin güney-kuzey yönünde uzanan l kilometrelik ana cadde 13 metre genişliğindedir ve cadde ortasında kanalizasyon bulunur.

 
 

 

 
< Önceki   Sonraki >





Şifrenizi mi kaybettiniz?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License. - design by masterhomepage.ch